Nedamet

Per, Tem 9, 2015

Kendi

Ağır bir koku geliyor. Adını koyamıyorum. Tadını alamıyorum. Sadece acı bırakıyor gözlerimde. Yanıyor gözlerim. Deniz altında birden açılıvermiş gibi. Belki susarcasına.

Şehre dargın duruyorum kokular içinde. Belki bir kayaya yaslanmalıydı ardımız diyorum yol ortasında. Kornalar, gaza yüklenmeler, ritm salan müzikçalarlar… Elimin altında kocaman bir koku. Koyacak yer bulamıyorum. Kokuyorum.

Sıkıntıdan bunalmış bir kelime ihtiyatıyla bakıyorum yaptığım işi hor gören baya. Konuşmasa da dudaklarının aldığı halden, gözlerine yerleştirdiği anlama bakıp nihayetsiz anlıyorum kalbine yerleştirdiğini. Bir çırpıda silinemiyor izler. Koku her yerde. İçim kokuyor. Gökten düşen bir kelime olup susuyorum.

Yağmur giyiniyorum. Gözlüklerimde yaşlar. Sıra sıra. Ben bu yüzden yağmurda koşamam; çünkü bana yağar yağmur; çünkü ben neredeyse yağmur olurum derdim. Şimdi yağmurlarla geçiyorum uzun ve koyu ve derin bulutlarla. Alnımda beni ele veren işaretler. Sırtımda koku. Geçilecek bir eşik gölgesi. Kısa, kat’i ve dik.

Hınç çiçeği açıyor alnımda. Üniversite tercihlerine koşuyor bir kız. Kızın gözlerinde işte o yağmur. Kaldırımlar savuruyor yaşanmışlıklarımızı. Teknolojik nidalarla teselli arıyor çeteleler. Her çetelede adım, her çetelede kokum. İstifa etsem gözlerinizden? Beni almasanız kırık kalemlerinizle listenize? Ya yağmur yağarsa?.. Karton kapak kitap harflerine razıyım oysa. Susun. Kokuyorum. Yeni bir yola düşüyorum. Kırık kalpler, kırılan kalpler güzergahı…

İşte martılar, kara yakınlarda olmalı. Su…

Deryaları aştım. Dünya mekanında arz eyledim. Seneler de ne ki dedim saçlarımdaki kırlara bakarak. Dağ yürüyüşü de kar etmedi kalbime. Her yan nedamet, her koku nedamet, her tad nedamet…

Yorum Yaz