O işte

Çar, Haz 13, 2012

Kara Kalem Yazıları

160 dakikanız var mı?
Var diyorsanız yazıya bakabilirsiniz. Yok diyenler için “İyi günler…” (Burası Lütfiye Fıdıllıoğlu tarzında anlaşılmalıdır)

Peki Aamir Khan ismini duydunuz mu?
Evetse anlaşmak zor olmayacak.

Önce Taare Zameen Par (Yerdeki Yıldızlar) filmini izlemiştim. Nasıl, niçin, ne zaman sormayın lütfen. Sadece biliniz ki sıradışı olan her şey gibi bu film de zihnime gömmüştü çivilerini. Çivi dedimse korkulası değil aksine kalıcılığa işaret olsun diyedir. Yani “adını mıh gibi aklımda tutuyorum” manasına. Çivi durunca o simayı, o müziği nerede duysan adını, filmi vs. önemsemeden göndermeyi yaparım: “O işte…” Bu bana has bir dildir ve kolayca anlaşılabileceği gibi başkaları ile iletişim amaçlı kullanımı düşünülemez bile. Zorlamayınız. Şu bahs edeceklerim umuma şamildir dildir, mesele olmadan bakışabiliriz sevgili okurum.

Yerdeki Yıldızlar şöyle bir şeydi:

Başlarda tahammül sınırlarını zorlayan bir çocuk, filmin sonunda hayata muhteşem dönüş yapıyor ve bu olay izleyen herkesi tatmin edici bir şekilde işleniyor. Disleksiyi konu aldığı için tüm öğretmenlere ve öğrencilere tavsiye edilen bu film, sıra dışı bir çocuk olmanın, çocuk ruhunda, yavaş yavaş, usul usul, ince ince açtığı yaranın ne kadar büyüdüğünü, güneşin batmasıyla kapanan uyku çiçeği gibi bir çocuğun nasıl dış dünyaya el birliğiyle kapatıldığını çok etkileyici bir şekilde veriyor.

Bu filmi soframızda izlenir kılan Aamir Khan mevzû bahs olunca 3 Idiots için esas duruşumuzu aldık ve yaslanabildiğimiz kadar yaslandık koltuğumuza. Dedik ya 160 dakika!… Rahat mekan gerek. Danslara eşlik etmesek de gülerken ve üzüntüden kasılırken uyuşan ayaklarla dahil olunamıyor yürekte esen fırtınaya.

Ön bilgi olarak şunları fısıldamak yararlıdır: Filmimiz, Hindistan’ın en iyi mühendislik okuluna başlayan öğrencilerin hayatını anlatıyor. Sistemin daima yarış üzerine kurulu olduğu, herkesin en iyi olmaya çabaladığı bir okulda sistemi değiştirmeye çalışan bir öğrenci ve onun en yakın 2 arkadaşı. Başlarından geçenler, hayattan aslında ne istedikleri.

Ranco’nun filmde ortaya koyduğu eğitim sistemi ve ailenin beklentisine dair göndermeler aslında bizim eğitim sistemimize ve aile tarzımıza çok benziyor.

Ne demek bu?

Şu: Hani okullarda dökme kalıplarımız var ve bunlar sayesinde uçları yontulmuş, sivri kenarları törpülenmiş elemanlar yetiştiriyor sonra da karşılarına geçip “haydi çocuğum uç, kamyon çek, balık ol…” filan diyoruz ya filmde bu sorgulanıyor. Bu derin konu kâh gülerek kâh derin düşüncelere dalarak kucağımıza konuyor. Ayrıca aile penceresinden çocuğa yansıtılan idealler, para, imza her bir kahramanımız üzerinden spot lambalar altında şüpheli bir duruşla sergileniyor. Tabir caizse “Buyur buradan yak…” deniyor.

Başka bir paragraf açmak gerekse film için bu “Dostluk” üzerine olmalı… Şu cümle dostluğun iki yakasında bulunanlar tarafından çok iyi bilinir:

Bir dersten kalmanızdan daha kötüsü o dersten en iyi notu, en yakın arkadaşınızın almasıdır.”

Sarılıp ağlayacağımız dostlarımız nerede? Bir kez daha sorgu sual, bir kez daha aynaya bakış. Budur işte.

Ey sistem muhalifleri “Kimse bana ne olmak istediğimi sormadı” sözünü hangi göndere asacaksınız? Yok mu böyle kaygınız? Yazık.

Oysa:
Mükemmeli yakalamaya uğraş, o zaman başarı zaten seni kovalar.” sözünü önlüğümüze dikecekti annelerimiz.
Olsun.
Hiçbir şey için geç değildir. Atın klişelerinizi. Amuda kalkamıyorsanız gülerek bakınız hayata.

Yani.
Hayatlarına yön arayanlar hey, dostlar, bu film size “titre ve kendine gel” diyebilir. Bir ses verin hele, bir nazar sarf edin.
Huuu…

Anne babalar duyun:

Michael Jackson’ın babası onu boksör olmaya, Muhammed Ali’ninki de şarkıcı olmaya zorlasaydı ne olurdu? Felaket olurdu. Anlatabiliyor muyum?

O edebiyat okumak istiyordu, yazar olmak. Ama tek yazabildiği bu intihar mektubu oldu.
Duyur musunuz? Huuu…

Sağlık olsun.
“All is well”

Zeyl ola alıntılana:

– Bir makine nedir? Neden gülüyorsun sen?
+ Mühendislik okumak benim çocukluk hayalimdi, efendim. Sonunda burada olduğum için, çok mutluyum.
– O kadar hevesli olma. Makine’yi tanımla.
+ Bir makine, insanın daha az emek harcamasını sağlayan herhangi bir şeydir.
– Daha ayrıntılı, lütfen?
+ İşi kolaylaştıran, ya da zamandan kazandıran herhangi bir şeydir makine. Sıcak günlerde, bir tuşa basarsınız, serin hava gelir.Klima… Bir makine! Kilometrelerce uzaktaki arkadaşlarınızla konuşursunuz.
Telefon… bir makine! Saniyeler içinde milyonlarca işlem yaparsınız.
Hesap makinesi… bir makine! Etrafımız makinelerle dolu. Kalemden fermuara kadar hepsi makine! Aynı saniye içinde aşağı ve yukarı.
Aşağı ve yukarı.
– Tanım dedim sana.
+ Ben de tanım yaptım, efendim.
– Sınavda bunu mu yazacaksın? Bu bir makine, aşağı yukarı… Aptal!
Başka tanımlayacak olan?.. Evet?
+ Efendim, makineler hareketleri kısıtlanacak şekilde biraraya getirilmiş parçalardan oluşan bir bütündür ve bu da demektir ki, güç ve hareket, vida ve yuvasına girmesi, levyenin kaldıraç gibi kullanılması, çıkrık ve dönme noktası vb. olaylarda, aktarılabilir ve dönüştürülebilir hale getirilir, özellikle de az ya da çok komplike olarak, hareketli parçalar kombinasyonundan, ya da tekerlek, levye, dişli gibi basit parçalardan oluşan yapılardır.
– Enfes. Mükemmel. Oturabilirsin.
+ Teşekkürler.
..
+Efendim, ben de aynı şeyleri, sadece daha basit bir dil kullanarak söyledim.
– Daha basit bir dil istiyorsan, git güzel sanatlara yazıl.
+ Ama efendim, anlamını da bilmemiz gerekmiyor mu? Sadece kitaptaki tanımı ezberlemenin anlamı nedir ki?
– Kitaptan daha mı zeki olduğunu söylüyorsun? Geçmek istiyorsanız, kitaptaki tanımı yazacaksınız, küçük bey.
+ Ama başka kitaplar da var..
– Çık dışarı!
+ Neden?
– Daha basit bir dille, dışarı! Aptal! Evet, makinelerden bahsediyorduk.. Neden geri döndün?
+ Birşey unutmuşum efendim.
– Ne unuttun?
+ Görsel ya da dokunsal yollarla; aydınlanma, anlama, bilgiyi artırma, beynin eğitilmesi amacıyla yapılmış olan; resimli, resimsiz, kauçuk kapak, kâğıt kaplama, jelatinli, jelatinsiz türleri olup; içerisinde önsöz, tanıtım, fihrist bulunan; bilgileri kaydeden, analiz eden, özetleyen, organize eden aletlerdir.
– Bu da ne demek?
+ Kitap, efendim. Kitaplarımı unutmuşum, alabilir miyim?
– Neden daha basitçe söylemedin?
+ Az önce denemiştim, efendim. Ama basitçesi işe yaramadı.

, ,

Yorum Yaz