Osmanlının Ali Suavi ile İmtihanı

Paz, Şub 6, 2011

Kuyu

Bir Ali Suavi geçti tarih sahnesinden.

Rüyalar gören, hayaller kuran bir Yeni Osmanlı.

Mabeynci, damat, saray mensubu, vezir çocukları arasında, yalnız o halktandı. Yani bizden birisi. Hani hep şu aşağılanan, hor görülen tabakadan. O, halkın dilini bilhassa halk mantığı ile konuşan birisiydi. Cemaate konuşan kimsenin halk dilini kullanması kadar tabii ne olabilirdi?

Ve fakat O’nda refahın, görgünün arkasında sistemin, ait olduğu zümrenin kendisini koruyacağına emin olmanın verdiği rahatlık yoktu. Dayanağı olmayan bu kartvizitsiz adama tek çıkar yol kalıyordu: Kavga. Ne güzel buyuruyor Ahmet Hamdi Tanpınar: “Suavi, tâbiyesi olmayan adamdır.”

Suavi’nin büyük san’atkar olmadığında herkes hemfikir.
Suavi kuru; Suavi yavan; Suavi sıradan bir yazar. Ziya Paşalar, Namık Kemaller, Şinasiler, halkın hafızasında en azından bir mısra, bir eser ile yer edinirken Suavi, kelimelerden karşılığı olmayan birisi.

Belki modern zamanların Anadolusu (Aslen Çankırılıdır) sırtında yatağı, tahta bavulu elinde, Haypar paşa’da trenden inip şaşkın adımlar ve hayran bakışlarla İstanbul’u temaşa eyleyen Yeşilçam garnitürü. Konaklarda, yalılarda bihuzur, istim üzerinde, tedirgin. Halkın içine girdiği zaman mesela camii kürsüsünde va’z ederken, yahud tanımadığı okuyucusuna hitap ederken tam zıd bir şahsiyet. Kendinden emin, güven içinde mutlu belki…

Övünmeyi seven bir kişi. Garip bir narsisizmle kendisine hayran. Daima ön safta bulunmak isteyen, bunun gerçekleşmesi için yalanı, şantajı heybesinden eksik tutmayan “Muhbir”

Suavi’nin hayatındaki ilginçlikler bitmiyor.

1870 – 1876 senelerini yaşayan Ali Suavi ne yaşadı, neler yaşadı? Bu dönem herkese ve tamamıyla karanlık. 6 sene, bu şapkalı, Hıristiyan bir kadınla beraber yaşayan din alimi meçhul…

Zaten bizde karanlık dönemler ve karanlık şahsiyetler olmasa şaşmamak lazım. Yeni Osmanlıların Mustafa Fazıl paşa adında ilginç bir sponsoru mevcut. Mısır üzerindeki haklarını İngiliz Sterlinleri mukabili devreden (devrettirilen) Mustafa Fazıl, Yeni Osmanlıların mensuplarını bir nev’i ayartıp Avrupa’ya , yanına aldıktan sonra, kendini padişaha affettirerek birdenbire İstanbul’a döner.

Ali Suavi nerede?
Avrupa’da elbet.

19 Eylül 1876’da “Vakit” gazetesinde meşhur bir makale neşreder: “Hürriyet ve meşrutiyet” fikirlerinden vazgeçtiğini söylemekle kalmaz, ayrıca yeni hükümdara asla ve kat’a böyle şeylere müsaade etmemesini açıkça telkin eder.

Mustafa fazıl, kendisine uyan “aydınları” Avrupa’da bırakıp dönmüştür.

Ali Suavi ile diğer Yeni Osmanlılar arasında hesaplaşma su yüzüne çıkmış, her biri bir yere dağılmıştır. Tahta çıkan ll. Abdülhamid, Ali Suavi’yi de affeder. Sponsorlarının peşi sıra teker teker yurda döner “havariler”.

Hakikatte Suavi zannedildiğinden fazla değişen bir adam. Bütün Yeni Osmanlılarda olduğu gibi karanlık dönemi hayli kabarık. Kimi kaynaklar Mustafa Fazıl’dan sonra Avrupa’da maddi sıkıntılar çektiklerini söylerken kiminde durumun hiç de öyle olmadığını, rahat yaşam sürdürdüklerini kaydeder. Tarihin karanlık dönemlerinde karanlık mefhumlar ve mevzuular ictimaya girer. Bu kesin. Birtakım masonik belgelere dayanarak Mustafa Fazıl’ın ardında Osmanlıyı bölmek isteyen güçlerin olduğunu ve bi dönemi ellerinde tutan bu kişileri kuklavari oynattıklarını iddia etmek fazla mı zalimane olur? (Sultan Abdülaziz Hanı tahttan indirmek isteyen şebekenin başında, dünya bankeri Lord Rodchild ve Mısır’da hidiv olamamasının sebebini Abdülaziz Han’da gören Mustafa Fazıl Paşa geliyordu. Lord Rodchild ile birlikte hareket eden Mısırlı prens bütün servetini bu yola dökerken, onların besledikleri ve devletine ihanete hazırladıkları zevat ise, Türk milletine vatanperver olarak tanıtılıyordu. Bu sözde vatanperverlerin başında Midhat Paşa, Serasker Hüseyin Avni Paşa, Askeriye Nazırı Süleyman Paşa, Bahriye Nazırı Kayserili Ahmed Paşa, Şâir Ziya Paşa, Namık Kemal, Ali Suâvi ve Âgâh Efendi geliyordu. İçeride Osmanlıyı yiyen, dışarıda İngiliz paralarıyla kursaklarına kadar dolu olan bu zevat, ülkenin kurtuluşuna değil, bilerek batışına hizmet ettiler.) Ziya Paşa ve Namık Kemal’in yola bir çıktıkları Ali Suavi ile hasım olmaları sadece fikirlerinden midir?

Sanmıyorum.

Ali Suavi yurda döner dönmesine lakin yine rahat durmaz… İngiltere, V. Murad’ı padişah ve Midhat Paşa’yı sadrazam yapmak için Genç Osmanlılardan Ali Suavi’yi tahrik ederek, tarihe Çırağan Baskını veya Ali Suavi Vak’ası olarak geçen elim olayı patlatır. Arkasında, İngiliz Büyükelçisi Lord Elliot ve yerine gelen Lord Layard ile Ali Suavi’nin İngiliz ajanı olan hanımı Mary vardır. Ali Suavi dahil 23 ihtilâlcinin ölümü ile sonuçlanan bu sonuçsuz darbe, II. Abdülhamid’i hafiyye denilen gizli teşkilâtını kurarak daha sıkı idareyi ele almasına mecbur eder.

Suavi tarihimizde övenlerinin ve yerenlerinin hayli fazla olduğu bir Osmanlı… Müphem tarafları ağır basan bu ilk laik, Türkçü, sarıklı cami hocası ve şapka giyen yazar kafasına yediği sopanın acısı ile dünyasını değiştirirken ne düşündü, bilinmez ve fakat kuruluşundan dağılışına kadar “karanlık” tarafları ile boy gösteren Yeni Osmanlıların Muhbir’i olarak bir devrin soru işaretleri ile dolu karanlık tarafını teşkil etmektedir.

Yorum Yaz