
Ömer Seyfettin okuduk. Bomba dedik, Pembe İncili Kaftan, Forsa… Nereden başladığımız ve nereye gittiğimiz belliydi bu öykülerde. Karakterler adam gibi, vak’a taş gibi, mekan dört başı mamur. Gelenek devam etti Abdullah Efendi’nin Rüyaları düştü bahtımıza. Necip Fazıl’la Hikayeler, Mendil ...


Ayakta Sümerbank ayakkabıları, bir yandan kayıp terimizden dumanlar savururken diğer yandan ıslanan ayaklarımızla donmak… Soğuk sıcak bilmeden karda çocukluğun en sıcak demlerini yaşamak, unutmamak, unutamamak… Bir gün diye başlayan cümlelerle “amma deliymişiz” eşliğinde yad etmek…
Suçlu ayağa kalk ve ağla.
Oldukça kuvvetli bir rüzgar eşliğinde seyrettim filmi. Rüzgar estikçe acısı çoğalıyor, yavaşladıkça acısı da yavaşlıyor sandım. Bozkır’ın tamamına yayılan korku, acı ve direniş, filme, bir çocuk olan Timuçin üzerinden ustalıkla kurgulanmış. Şöyle bile düşünebiliyorsunuz bazı yerlerde: Bu kadar acının 
19. Ocak 2012
0 Yorum