Rüzgâr Altında

Cts, Ara 11, 2010

Puslu Kıtalar

Selam duruyorum akşamına gurbetin.

Mahzunum. Öyle mahzunum ki inadına gülüyorum. Bir bakışlarıma değip geçen yağmur biliyor gözlerimin ardını.

Sırdaşlığı koruyoruz.

Selam duruyorum akşamına gurbetin.

Gün boyu masmavi gökyüzüne pencere gerisinden selamla yetindim. Ahmet Haşim’i yanıma alarak akşamla savruldum caddelere. Bir hoparlör çirkin ve mahcup haykırıyordu: “Karadır şu bahtım kara…“ Ahmet Haşim’le birbirimize bakıp gülüşüyoruz. Hürmetle selam gönderiyoruz koca üstad Neşet Ertaş’a… Artık şarkımız da var dilimizde… Yürüyoruz. “Sözüm kâr etmiyor yâre / Yüreğimi yaktı nâre eyvah/ Kendim ettim kendim buldum eyvah

Sesin de pek güzelmiş diyorum Ahmet Haşim’e. Keşke demeseydim. Gülüyor. O güldükçe ben bitiyorum.  Allah’tan gece diyorum. Gece. Ve Ahmet Haşim’in renkleri…

Selam duruyorum akşamına gurbetin.

Güneş arza yaklaşıyor. Yavaş ve emin. Bir sokakta terk ediyorum Ahmet Haşim’i. O belde’ye gidiyor.. Bakıyorum, sahile inmişim. Deniz sanırsın cömert bir kadın. Ayaklar altında. Dalgalar okşuyor huzuru. Her dalgada bir mısra, her adımda bir ahenk. Dilde. Şarkılar denize. “Gönlüm hep seni arıyor, neredesin sen?” Uzaktan balıkçılar geçiyor. Gidiyorlar mı dönüyorlar mı bir türlü anlayamıyorum? Orhan Veli olsaydı yanımda, mutlaka bilirdi. Evet bilirdi. Sait Faik’te bilirdi ya… Alçaktan uçuveren martılardan birini alaşağı etsem ve sorsam?.. Aman bakın onların da dilinde mısralar var. Martılar da şairane uyanıyorlar güne. Buna saygılı olmalıyım.

Dağların ardından yaklaşıyor güneş. Martılar pür telaş güneşe koşuyorlar. Ey dost neredesin dercesine dalgalar üzerime geliyor. Bir kadın silüeti beliriyor iskelenin başında. Ellerimi cebime atıp ona yöneliyorum. Çatısına yabani güvercinlerin tünediği evimden hüzün yükseliyor. Kadının saçları rüzgâra teslim. Uzun entarisi rüzgârla raksa koyulmuş. Dalgalar hüznü bastırıyor. Rüzgârı alnıma yaslayıp yaklaşıyorum. Kadının elleri kor ateş… Yüreğime sürüyorum. Ateş ecza.  “Yüzün” diyorum kadına, “yüzün kimdir?” “Hüzündür” diyor ve bir martıyla süzülüp gidiyor. Yürekte kalan kor hüzünce bakıyor.

Selam duruyorum akşamına gurbetin.

Kapım kırık, gönlüm isyan. “Olsun” diyor Hâfız, “olsun, sen yalnızlığı ihtiyar et. Anka’dan ibret almaz mısın? Bir köşeye sığınıp gizlenenlerin şöhreti Kaf’tan Kaf’a bütün âlemi kaplar.”

“İyi de Hafız Dede. şöhret değil huzur alsak biraz…”

“Ben onu bilmem” diyor.

Saygıda kusur etmiyorum.

Hasılı güzel kardeşim her gece uyanık rüyalar görüyorum.

Allah’a emanet…

,

Yorum Yaz