Şah & Sultan

Paz, Eki 31, 2010

Okurken

Arka kapak‘tan:

Tutku…
Güzellik…
Aşk ve savaş. Sadece gönüllerin değil alınların, kemiklerin ve gözlerin alev alev yandığı savaş.
Kahramanlarını, Yavuz Sultan Selim’i de Şah İsmail’i de tarihin merdivenlerinde bir basamak aşağı indiren bir basamak yukarı çıkaran savaş.
Çaldıran…
Şimdi Çaldıran ne 500 yıl geride ne 500 yıl ileride.
Savaş tasında büyücünün gördüğü neydi?
Kızılbaşlık!
Sünnilik!
İktidar hırsı.
Aşkın bir çökelti gibi dondurduğu zaman!
Korku? Ya o?
Yazar biraz da korkuların üstüne gidendir.
Tarih ileriye doğru çözüldükçe ağacın kökleri de görülecektir.
Alevi de Sünni de bağlıdır o köke. Birdir o toprakta.
Gölgeler büyümüşse ışığı değil korkuyu yenmek gerekir.
Karanlık ve kör ışığın egemenliği boğmasın artık nesilleri.
Ve işte bir kez daha aşk!
Şiir kadar iktidar atında rüzgâra ve ateşe doğru yol alan iki hükümdar.
Şah ve Sultan…
Dünya incisi zarif ve asil kadınlar. Yeminlerine bağlı erkekler.
Masal kadar gerçek.
Büyüleyici olduğu kadar umut verici.

Şah&Sultan her cümlesi aşkla okunacak bir kitap.
İskender Pala’dan…

Arka kapak bilgisi bu şekilde. Aslında içeriğin de harika bir özeti olmuş bu tanıtım. Tarihin aktörleri savruluyor, yanılıyor, dönüyor, ağlıyor, gülüyor ve karşımıza bir dram, bir çok boyutlu acı, bir “keşke” üzüntüsü ve kader tesellisi çıkıyor.

İ. Pala köşesinde yazdığını tv’de sıkça dile getirerek şöyle diyor:

“…Hepsi kardeşi kardeşten ayıran veya kardeşi kardeşe kırdıran hadiseler… Bir de Yavuz Sultan Selim ile Şah İsmail arasındaki hadise. Biz bu hadisenin adını Çaldıran koymuşuz. Sünnilik veya Alevilik koymuşuz. Türk ile Türkmen, Safevi ile Osmanlı, Sultan ile Şah, Oğuz ile Kayı koymuşuz. Biz bu hadisenin adını İstanbul ile Tebriz koymuşuz.”

Şah ve Sultan zıddı ile kaim olayların ve kahramanların serencamı.

Güzeller güzeli Taçlı’nın hikâyesi etrafında tarihî hakikatler ana gövdeyi oluşturmuş, sürükleyen, sorular sorduran, mukayese eden, ettiren ve üzerinde mutlaka konuşulmayı hak eden roman…

,

Yorum Yaz