Sebepsiz korkular

Cum, Kas 5, 2010

Dün'ler

Gecesi ayaz bir güz günü kadar karmaşık duygular içerisindeyim. Sanıyorum durmadan minareden atıyorlar beni. Ne işim vardır oysa minarede. Tamam çocukluğumda bir kez çıkmış ve aleme şöyle yukardan bir nazar sarf etmişliğim vardır ve lakin ne korku bilirdik o zamanın çocukları olarak ne hatıralarımıza müdahil modern yaftalı heveskar isimler sokardık belleğimize.
Çocuktuk.
O kadardı.
Rüzgârda peşi sıra koşar plastik topun.
Allah’tan çok babamızdan korkardık.

Babanın çok da korkulacak bir şey olmadığını anlamak için baba olmak gerekti. Yazık. Bir dönem tir tir titrerdik oysa. Tıpkı minarede arkamdan usulca yaklaşıp beni sonsuzluğa, endişeye, kahra ve heyecana iten eller gibi…
Nereye düştüğümü bir görseydim ya.
Düşüyorum fakat nasıl bir yere düşeceğim, canım nasıl yanacak, kaç kemiğim kırılıp kaç uzvum berhava olacak.
Bir bileydim…

Sebepsiz korkular gibi geliyor güz.
Az sonra canı tez kadınlarla ağır canlı erkeklerin nizahı gibi perdeyi kapatıp çekilecek güneş ve hüküm ayaza kalacak.
Birden uzayacak geceler.
Birden büyüyecek çocuklar.
Babalar birden yaşlanacak. Belleri bükülecek o bir zamanların gaddar ve sert ve korkulan babasının. Çocukla yer değiştirecek baba.
Korkunun memelerinden merhamet akacak.
Düşen her yaprağa daha bir acıyarak bakacak minareden düşen bedenler.
Sebepsiz korkularla geçiyor güz.

Gece ve dün, ikiz kardeş.
Elimde haşin ve sert bir çalı süpürgesi.
Biteviye süpürüyorum geçmişi geçmiş kılan ne kadar teferruat varsa.
Süpürüyor ve dipsiz, karanlık kuyulara salıyorum zerreciklerini.
Durmadan düşüyorum minareden.
Durmadan düşüyor ve süpürgemden savrulan hatırlarla düşüyorum.

Şimdi bir başka merak akıyor damarlarımda.
Hangimiz daha önce düşecek, yere hangimiz ilk kapaklanacağız?
Hangimiz?

Toprak soğuk mudur?

, , ,

Yorum Yaz