Sen bozuksun ondan bozuldu dünya

Çar, Eki 1, 2014

Şehir

İnsanız. Zor karşısında isyan senfonisine kulak verir, eşlik ederiz. Bir nev’i fıtratın tezahürüdür bu. Kınanası bir durum değil ve fakat ders alınması gereken sekiz sütuna manşet vakıa. Zora düşmüş, darda kalmış, hele malı “bir hiç uğruna” talan olmuş ve canı yanmış ise memleketim insanının; kendimizden başka bir suçlu ararız ve bakiyeyi o bulduğumuz zata, kuruma, şey’e havale ederiz.

Nisyan diye bir kelimemiz vardır lügatlerimizde. Azıcık mürekkep yalamışlarımız şu meseli de gayet iyi bilirler: “Hafıza-ı beşer nisyan ile maluldür” Her şeyde aceleciyizdir de unutmak hususunda bu kadar aceleci olmamız, başımıza nice yeni belalar açmaktadır lakin fark etmemekteyiz.

Allah musibet verir, hayr verir, bolluk verir, yokluk verir… Her şey Allah’tan değil midir? Daha düne kadar barajlarımızda doluluk oranı sıfır, eyvah, öldük, kıtlık, kuruduk diyen bizler için başımızı ellerimiz arasına alıp düşünmemiz, vaziyeti idrak etmemiz gerekmez miydi? Nasıl başa çıkarız bu kuraklıkla, küresel ısınma ile mücadele nasıl olmalıdır, ıslah nedir, çare nedir demeden Allah tarafından rahmetin afet kılınmasıyla taşan, kabaran dereler, tıkanan yollar, çûş eden sular karşısında aynı hataya düşüyoruz. Bu sel niçin oldu? Suyun önünde ne var? Çok daha fazla yağarsa yağmur neler yapabiliriz, rant başımıza neler açtı, molozlardan kurtulduk lakin dereler doldu ne olacak demek ve süratle “nisyan”a düşmeden çare üretmek zorundayız.

Önce insan olarak vicdanımızın ve aklımızın hesaba çekilmesi zaruridir:

İnsanların kendi işledikleri (kötülükler) sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Dönmeleri için Allah, yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını (dünyada) onlara tattıracaktır.” (Rum 41)

Etmeyin efendiler. Hakikat budur. Sorumlu arayalım, bulalım ve hatta Taksim’de asalım ama bir kez şu ayete bakalım…
Sen bozuksun ondan bozuldu dünya” diyen şairin mi suç, bizim mi?

Allah’ın ayetlerini bilmediğim için ben suçluyum.
Defalarca uyaran, ikaz edip “bakın, başınıza gelir” yazan dikkat lambalarını kaale almayan sizler sorumlusunuz.
Üç beş içi boş oy uğruna seçim dönemlerini Teksas’a çeviren belediye başkanları sizler suçlusunuz.
Her şeye uzaktan ve yukardan bakıp “endişeye mahal yoktur” ile sırtımızı sıvazlayan bakanlar, başbakanlar sizler suçlusunuz.

Aynadaki suçlularla yüzleşmeden bu badireyi atlatamayız…

Yorum Yaz