Söze Ses Vermek

Cum, Şub 25, 2011

Derkenar

Nietzsche ile ilgili şöyle yazıyordu bir değinide: “Alman dilinin gelenekçi söyleyiş kurallarının dışına çıkan Nietzsche, yazılarını bir şiir uyumu içinde yazar, aklından geçeni yazıya dökerken dil bilgisi kurallarını bir yana iter; aforizmalar şeklinde yazdığı eserlerinin büyük kısmı imalarla, düşüncelerine dair ipuçları ile doludur. Olumlu başladığı bir cümleyi ya da paragrafı olumsuz bitirir ya da olumsuz başlar, olumlu bitirir. Alaycı, iğneleyici bir anlatımı vardır.”

Aklıma bir şiiriyle Ece Ayhan geldi: Bakışsız Bir Kedi Kara. Şöyle diyorsu üstad şiirde:

Gelir dalgın bir cambaz. Geç saatlerin denizinden. Üfler lambayı. Uzanır ağladığım yanıma. Danyal yalvaç için. Aşağıda bir kör kadın. Hısım. Sayıklarbir dilde bilmediğim. Göğsünde ağır bir kelebek. İçinde kırık çekmeceler. İçer içki Üzünç Teyze tavanarasında. İşler gergef. İnsancıl okullardan kovgun. Geçer sokaktan bakışsız bir Kedi Kara. Çuvalında yeni ölmüş bir çocuk. Kanatları sığmamış. Bağırır Eskici Dede. Bir korsan gemisi! girmiş körfeze.

Dilbilgisi kurallarını bir yana yitmek veya değişik tarzlar arayışı içerisinde olmak diğer İkinci Yeni şairlerinde de vardır. Tamlamalar yer değiştirir, cümleler havada kalır, soyut ve alabildiğine imge meydan alır. İkinci yeni nihayetinde Garip ve Toplumcu Gerçekçi şiir anlayışlarına bir tepki olarak doğmuştur ve aynı kulvarı paylaşmak istemez. Üstadlar, okuyan, dinleyende yeni tasarımlar oluşturabilmek için, dilin bütün olanaklarından yararlanmaya çalışmışlardır. Bu amaçla, dildeki öğeleri ses, biçim, sözdizimi ve anlam bakımından farklı bir duruma getirerek şiir dilini hem dilbilgisi hem de anlamla ilgili sapmalar üzerine kurmuşlardır. Bunu “Anlamsız Şiir” saldırısına rağmen yapmışlardır. Buna Ece Ayhan cevabı çok manidardır: “Yorulan bir şiirin ayak değiştirmesi” der Üstad.

“Ala ala hey! Artık şarkı olacak
Şiirin döndermesine genç hallaçlar ve
Kuşbakışlı çocuklar karşılık veriyorlar
Salarak gürlüklerine göğün uçurtmalar, hurra!

Şiir geldi kelimeye dayandı

Şiirde alışılmamış bağdaştırmalar yoluyla, “geniş bir düşünce-tasarım-duygu-görüntü yumağı” oluşturulması ve “göstergelerin ustaca, özgün bir biçimde” bağdaştırılması amaçlanmaktadır. Böylece şiir, yaratılan değişik tasarımlarla birlikte okuyana / dinleyene bir duygu ve düşünce zenginliği yaşatmakta ve güçlü bir anlatıma erişmektedir.

“Başladı Afrikası uzun bir gece” (C. Süreyya)
“Atımı istedim evin göğü gerindi” (İlhan Berk)
“Seni çağırıyorum parmaklarımdan süt emmeye” (Sezai Karakoç)
“Yüzüklerinde altın parmaklar takılıymış” (Ece Ayhan)

İkinci Yeni içerisinde yer almasa da dil kurallarına müdahale açısından İsmet Özel:

“Kısa Pantolon, Paslı Çakı, Dizde Kabuk Bağlamış Yara,
Kısa Çakı, Paslı Pantolon, Gözde Yarası Kalmış Kabuk.” (İsmet Özel)

Özetle İkinci Yeni akımına bağlı sanatçılar, şiir sanatında dilbilgisi kurallarının geçerli olmadığı inancıyla hareket etmişlerdir. Burası anlaşıldığı zaman şiirin yeni soluğu hırıltısından kurtulacaktır. Bu şair ağabeylerimiz İkinci Yeni şairleri, kelime ile söz arasındaki geleneksel dengeyi bozmaya çalışmışlardır. Kelimeleri, alışılmamış sözdizimi düzenlemeleri içinde kullanarak onlara yeni anlamlar yüklemişler ve böylece sözün çağrışım dünyasını genişletmeyi hedeflemişlerdir. Şiirdeki biçim arayışlarını, dış-biçimden iç-biçim arayışına yöneltmişler ve kelime ile söz arasındaki alışılagelmiş dengenin, kelime lehine bozulmasını tercih etmişlerdir. İyi de etmişlerdir doğrusu. Şiir gibi söz de gelip kelimeye dayanmıştır. Söze ses vermek manidar olmasa gerek.

, ,

Yorum Yaz