Sürgün

Paz, Eki 2, 2011

Fildişi Kule

Kaç defa duymuşuzdur bir tehdit unsuru olarak “haritadan yer beğen” ifadesini. Güç, zayıf ve kişiliksiz kimselerin eline geçince rüşvet mekanizmasına tehdit unsuru da karışır, zulüm adını verebileceğimiz kahrolası durum ortaya çıkar. Kimi kendisini durduran trafik polisini gönderir Doğu’ya, kimi çenesi çok ve çok bilen memur için İstanbul sınırlarını münasip görür. Ayrıca Doğu gibi, kalkınmada öncelikli iller gibi coğrafi terimlerin farklı yorumlandığı kavramlarla da “sürgün” bütün menfi manalarıyla gelip baş köşede yerini alır.

Türk siyaset tarihinde kendilerini ısrarla öne süren kahraman ve fedakar ve çok bilir edebiyatçılarımız da isimlerini değişik sebepler ve bahanelerle sürgün listelerinde bulmuştur. Sürgün konusu dillendirilirken en çok sürgünün II. Abdülhamit ile İttihat ve Terakki Partisi zamanında olduğu, Cumhuriyet’in ilânından sonra da sürgün hadisesinin devam ettiği sair kaynaklarda iri puntolarla yerini almıştır.

Mânâ itibariyle bir kişinin bir yerden başka bir yere gönderilmesi, gönderildiği tarihten itibaren belli bir müddet veya daimi olarak gönderildiği yerde kalması manasına gelen bir kelimedir sürgün. Bizlerin, sürgün kelimesine Namık Kemal’le birlikte en çok münasip gördüğümüz Refik Halid Karay bakınız ne buyuruyor:

Hep sürgün kelimesini kullandığıma bakmayınız. Bizim resmen adımız, sıfat ve unvanımız mütebâid idi; hükümet hep bu tabiri kullanır, mütebâidin arasında bulunan bilmem kimin ilk vasıtayla tahte’l-hıfz izamı gibi tezkereler yazar ve yine o tabirle aflar, nakiller yapardı. Hangi kâtip bu sözü bulmuştu? Bilemeyiz. Mütebâidin Osmanlıca’da uzaklaşıcı, uzaklaşan manasına gelir ama o fiil kendi isteğiyle irâde ve ihtiyarı ile işlenmek şartıyla. Başkasının zoruyla değil. Sanki bizleri hükümet göndermemiş, keyfimize gittiği yahut işimize geldiği için kalmışız, kötü bir vapura dolmuşuz, ayrıca dilimizden anlamaz Makedonyalı askerleri kaptan köşküne dizmişiz, mavzerlerini bize çevirmelerini sıkı sıkı tembih etmişiz ve aramıza birkaç yan kesici, sefil ve serseri ahbap katmışız, cumbur cemaat o şekilde yaz tatiline çıkmışız.

Osmanlı zamanında veya ondan sonra olsun sürgün yeri olarak kullanılan belli yerler vardır. Dün olduğu gibi bugün de Anadolu düpedüz sürgün mahalli olarak bilinmektedir. En çok sürgün gönderilen yerlerden biri de hiç şüphesiz birçok kalem ehlinin gönderildiği Sinop’tur. Sinop’tan sonra sürgünlerin veya ikamete mecbur olan kimselerin gittikleri yerler denilince ilk akla geliverenlerden bazıları; Kütahya, Bursa, Adana, Çorum, Edirne, Trablusgarp, Bağdat, Kıbrıs, Akka, Rodos, Malta’dır. Bu yerlere sürgünler tesadüf eseri gönderilmezler, her sürgünün gönderildiği yerin o kişiye göre veya ona sürgün cezasını veren makama göre bir manası vardır. Osmanlı Devleti zamanında bu yerlerin seçilmesindeki tek ortak özellik ise merkez olan İstanbul’dan uzak olmalarıydı. Uzaklık mesafesi ise gönderilen kişiye göre değişmektedir. Sürgüne gönderilen kişi, sürgün müddeti sona erdiğinde veya padişah değişip yerine başka bir padişah geçtiğinde, yani sürgün süresi bittiğinde, ilk geldiği yere -ki bu muhtemelen İstanbul’dur- geri dönebildiği gibi bazen
ömrü boyunca dönemeyen sürgünler de olmuştur. Hatta bazen değişik sebeplerden dolayı -sağlık sebepleri bunun başında yer alır- sürgün yerleri değiştirilebildiği gibi bazen de her ne sebep olursa olsun sürgün yeri asla değiştirilmez. Bazı sürgünlerin ise sürgün edildikleri yerden, yurt dışına kaçtıkları da olmuştur. Sürgündesiniz ve önünüzde birka ihtimal var cezanızın kalkması için. Biri padişahın değişmesi. Düşünsenize ne duygular beslersiniz “padişahım çok yaşa” nidaları altında.

Elimizde okkalı bir liste var sürgüne gönderilenlere dair. Uzar gider bu liste. Kısa tutalım diye şu kadar ile iktifa edelim. Sürgüne gönderilen bazı şahsiyetler:

Abidin Dino, Ahmet Bedevi Kuran, Ahmet Kadri (Pehlivan Kadri), Ahmet Mikdat Poyraz, Ahmet Ağaoğlu, Abdülhamit Niyazi Çakıntaş, Abdülhalim Memduh, Abdullah Cevdet, Ahmet Hilmi (Şehbenderzade), Ahmet Mithat Efendi, Ahmet Emin Yalman, Aka Gündüz, Ali Kemal, Ali Suavi, Aziz Nesin, Ali İlmi Fani (Bilgili), Ahmet Refik Altınay, Ahmet Cevat Emre, Abdurrahman Velid Ebuzziya, A. Kadir Meriçboyu, Abidin Nesimi Fatinoğlu, Abdülhak Molla, Abdülhalim Galip Paşa, Ahmet Sadık Ziver Paşa, Ali Münif Yeğena, Ahmet Ferit Tek, Ali Haydar Mithat, Burhan Felek, Celal Nuri İleri, Cevat Şakir Kabaağaçlı, Enver Gökçe, Ebuzziya Tevfik, Ebubekir Hazım Tepeyran, Eşref (Şair Eşref), Fahri (Kastamonulu), Ferit, Hüseyin Nihal Atsız, Hüseyin Cahit Yalçın, Hüseyin Siret Özsever, Hasan Rüştü, Hasan Bedrettin Paşa, Hasan Fehmi (Zaimzade), Hüseyin Hüsnü Paşa, Hüseyin Kami, Hasan Remzi Efendi, Hacı Adil Arda, İsmail Hakkı (Bereketzade), İsmail Müştak Mayakon, İsmail Safa, İbrahim İsmet Efendi (Müstecabizade), İlhan Şevket Aykut, İbrahim Rüştü, Kerim Sadi (A. Cerrahoğlu), Kemal Sülker, Lütfi Fikri, Lebib Mehmet Efendi, Mehmet Akif Paşa, Mehmet Bahaeddin Hayret Efendi (Adanalı), Mehmet Emin Yurdakul, Mehmet Sıtkı, Mehmet Memduh Paşa, Mehmet Süleyman (Avanzade), Mehmet Murat (Mizancı), Mehmet Rifat (Manastırlı), Mehmet Esat-Faik Esat (Andelip), Esat Efendi, Mustafa Nuri (Menapirzade), Mustafa Eşref Paşa, Mehmet İzzet Efendi (Keçeçizade), Mehmet Pertev Paşa, Mehmet Said Bey, Mehmet Necip Türkçü, Mehmet Asaf Saygun, Mehmet Şeref Aykut, Mevlanazade Rifat, Mehmet Aydi, Mustafa Edip Bey, Musa Kazım Paşa, Mehmet Kemalettin, Mehmet Tahir (Malûmatçı Baba Tahir), Mehmet Esat Efendi, Mehmet Esat Muhlis Paşa, Mehmet Nazım, Mehmet Rifat (Manastırlı), Mehmet Sıtkı Efendi, Mustafa Sabri Efendi, Namık Kemal, Namık Necip Onur, Neyyir Mustafa Uskan, Osman Cemal Kaygılı, Ömer Rasim Efendi, Ömer Fevzi Eyyüboğlu, Refik Halit Karay, Refi’ Cevat Ulunay, Rıza Tevfik Bölükbaşı, Ruhi Su, Reşit Efendi, Rauf, Sevgi Soysal, Salah Cimcoz, Said Halim Paşa, Süleyman Hüsnü Paşa, Süleyman Nazif, Tarık Mümtaz Göztepe, Süleyman Hayri, Süleyman Asaf Bey, Tevfik Nevzat, Tokadizade Şekip, Tarık Mümtaz Göztepe, Vahit Lütfi Salçı, Yusuf Kamil Paşa, Yılmaz Güney, Yusuf Akçura, Yakup Asım Efendi, Yusuf Cemal, Yusuf Muhlis Paşa, Zekeriya Sertel, Ziya Gökalp, Ziya Şakir (Soku), Ziya (Adanalı).

Osmanlı zamanında veya Cumhuriyet’in ilk senelerinde merkezden uzaklaştırmak için sürgüne gönderilenler için bugün nasıl bir metod izleniyor? Teknolojik gelişmelerle her yer merkez, her yer ulaşılabilir. Tek ü tenha kasabalardan milyonluk şehirlere değin el ulaşılabilir, ses verilebilir. Malum şahsiyetler için iletişimsiz bırakmak faideli bir ceza olabilir. Kör, sağır bir dünya. Kocaman bir yalnızlık. Berbat bir durum.

Haritadan bir yer beğenmek ister misiniz?

One Response to “Sürgün”

  1. aloss Diyor ki:

    haritadan bir yer alabilir miyim lütfen… Kayseri civarından olsun yalnız…

    Cevapla


Yorum Yaz