Susan Çocuklar

Per, Tem 22, 2010

Üzgünlük Bildirisi

Bir erdem olduğunu sanırdım susmanın.
Ansızın yoluma çıkan çam ormanları gibi anardım susuşu.
Ayaklarım kayardı sonra.
Bir çukura düşerdim, bir yangın sarardı dört yanımı, bisikletimin lastiği patlardı.
Topum kaçardı geri dönülmez aşağılara. Geri dönülemezdi çünkü babam aşağılara gitmişti de gelmemişti.
İhtiyar Hacı Amcanın camına sıçrardı dalgın serçeye attığım taş, elektrikler kesilirdi, gökler yağmur kesilirdi.

Ben çocuktum ve kar, kar gibi yağardı.
Plastik toplarımızı uçururdu rüzgar, bizi uçururdu.
Birden boyumuzca uzardı ekinler.
Her taraf boş arsa olurdu. Oyun olurdu. Sonsuzluk olurdu.
Bodrumların penceresi olurdu. Pencerelerden bakan hep çocuklar olurdu.
Neye baktığı belli olmayan çocuklar olurdu. Bir bilye ile dünyaları kucaklayan çocuklar olurdu. Babaları çok uzaklarda çocuklar.

Yoğurduma şeker katardı annem, babam gurbette iken. Güllü Hala elmayı soyar da verirdi başımı sıvazlarken. Ne zaman bıçak alsam elime, elma elimi keserdi.
Çocuktum. Susardım.
Ne uzaktım.

Hani damdan düşmüştüm.
Kıştı. Kardı. Bütün mahalle çocukları kömürlüğün damından kayar, boyumuzca yığdığımız kara atlardık.
Yok atlamaz, düşerdik.
Annelerimizin rüyasına düşerdik.
Yaprak olur bulutlardan düşerdik.
Damdan düşerdik de kar tutardı bizi.
Annelerimiz dua ederdi de
Uzaklardaki babalarımız tutardı bizi.

Ne çare?
Büyüdük.
Çocuklarımız rüyasında düşüyor şimdi.

, ,

One Response to “Susan Çocuklar”

  1. fevziye Diyor ki:

    Şimdilerde ise kapılarımızda kilit pencerelerimiz gün ışığından mahrum biz insanlardan uzak biz kendimizden uzak ve yine biz yaşamaktan uzaklardaa meçhule gidyoruzz zamanın ucra bir köşesindee…

    Cevapla


Yorum Yaz