Sussam Gönül Razı Değil

Cts, Eyl 18, 2010

Ya Sabır

Genzi yakan ilaç kokuları. Kulaklarda şehrin kalabalığı. En beteri ağrılı insanların ağızlarından dökülen değil gözlerinden yayılan acının izlerine yürek savunmanızın iflas hali… Utançla bakılan eller, sıkılan dişler ve varıp çaresizliğin toslanılan duvarı.

Hangimizin hastane mazisi yok. Maalesef hepimizin var. Hatıralarımız tomarla. Dosyalarımız kabarık, derdimiz dağlardan çok. Soluğumuza, hastanelerin o ne yapılırsa yapılsın değişmeyen, değişemeyen soğuk, itici, daracık ve kirli koridorları şahit. Her bir hastanenin her bir özel “yaşanmışlığı” ile yüklü katarımız. Her bir pencere bir hadiseye, bir acıya, bir sükuta götürüyor. Polikliniklerin o lanet bekleme salonlarında tıka basa insanlar, hikayelerini yani acılarını paylaşırken kırık cümlelerinin sonu ekseriya “Allah buralara düşürmesin, burasız da yapmasın” tesellisine düşüyor.

Üniversite hastanelerinde poliklinikler izdihama şahid. Saatler öncesinden, şafaktan önce gelip sıra kuyruğuna, oradan muayene kuyruğuna, oradan doktor kuyruğuna giren halkımın karşısına doktor namlı bir çömez, bir pratisyen hekim, tabir caizse bir yeni yetme çıkıyor. Bu mu derman olacak diyorsunuz ister istemez. Bu mu tecrübesi ile hastalığa teşhis koyacak? Bu mu acımızı dindirecek? İsimlerinin önü kalabalık hocalar asla polikliniklerde yok. Gençlerin insafına kalmışsınız. Yığınla yanlış teşhis, hatalı ilaç, ilgisizlik hikayeleri… Bolca nizah, bolca isyan, bolca mağlubiyet… Ve hep kuyruk. Saat daha 09 olmadan sıra bitti. Kalanlar yarın gelin.

Üniversite hastaneleri böylesi de Devlet Hastaneleri farklı mı? Bir farkla onlar da aynı. Doktor olarak kalaklı kulaklı bir zatı muhterem karşılıyor sizi. Oh şükür çömez değil. İşte teşhis ve tedavi hatası olmayacak bir yer. Öyle sanın siz. Muayene yıldırım hızı. Sıkılmış, daralmış ve hey heyleri gelmiş doktorun. Hastanın biri çıkıp biri giriyor. Bir türlü arkası kesilmiyor. Hastanın yüzüne dahi bakmıyor saatler ilerledikçe. Daha birkaç saat önce muayene edip tahliller istediği hastayı şimdi asla hatırlamıyor. Derdini sil baştan yeni den dinliyor. Yüzlerde bıkkınlık, gözlerde şikayet. Yatış veremiyor yer yok, üniversiteye sevk. Yolla. Mazeret hazır. Onların imkânları daha geniş.

Yalnız gerek üniversite hastanelerinde gerek devlet hastanelerinde hizmet veren doktor amcaların “özel”ine düşerse yolunuz, mesela öğretim üyeleri sekreterliğinden filan doktora muayene ücreti yatırıp karşısına çıkarsanız “vatandaş” statüsünden de çıkıp “sayın” ünvanlı biri oluverir ve bilumum tahlil ve tetkikleriniz sıra beklemeden, karışıklığa mahal vermeden nasıl yürüyormuş, şahid olursunuz. Poliklinik ıstırabınız cebinizden çıkan birkaç yüz lira ile berhava olmuştur. Bundan sonrası kolaydır, yatışınız da olur, ameliyat sırasına da girersiniz, önünüzdeki bütün kapıların açıldığını görürsünüz. Ameliyat gününü beğenmediyseniz “özel”den para yatırıp süratle öne, en öne, ta öne aldırabilirsiniz. Doktor size ve paranıza kul köledir.

Haksızlık mı ediyorum?
Hiç de değil.

Hükümet sağlık alanında gerçekten önemli işler yaptı. Malum ilaç kuyruklarından kurumların birleştirilmesine, istediğin hastaneye gitme kolaylığından randevu sistemine kadar bir çok yenilik… Niyet fevkalade güzel. Tam gün yasası da bu güzel niyetlerden birisi. Ama hantal bir yapı var. Bir türlü verime dönüşmüyor bu yenilikler. Gerek uygulayıcılar gerek sistem zor çıkarıyor karşılarına. Bize hep dua düşüyor. “Allah buralara düşürmesin, burasız da yapmasın”

Yazmasam deli olacaktım diyor ya Sait Faik o minvalde kabul edin.
Söylesem tesiri yok sussam gönül razı değil…

, ,

Yorum Yaz