Takıyyenist Alçaklar

Paz, Şub 5, 2017

Kendi

ÖSYM verilerine göre 2005’te ALES’e 226 bine yakın adayın girdiği, bu adayların yüzde 0,1’inin soruları tam ya da 2 eksik ile tamamladığı, 2005’te ALES’te tam yapanların sayısı 100 iken, bu rakamın 2009’da 200 kat arttığı, 2009’da sınava giren 226 bine yakın adayın yüzde 9’unun tam puan aldığı, FETO/PDY’nin neredeyse bütün sınavlarda hırsızlık yaptığı, 2009’da ALES’te yalnızca 2 yanlışı olan aday sayısının 20 bin 290 olduğu belirlenmiştir. (Gazetelerden)

Okkalı fetva almış olmalılar ki “haksızlık” yapabilme makamına geçmişler.
Ve dahi namazlarını, oruçlarını, himmetlerini” ve sair “hayırlı” işlerini içlerine sindirerek yapabilmişler.
Öyle ya karınlarında en ufak bir “acaba?” zannı oluverseydi bu kadar herzeyi yemeye vicdanları müsaade etmezdi. Yanı başımıza gelip aynı safta namaza durmazlar, aynı sofraya oturmazlar, aynı kurbanı kesmezlerdi.
Herkesi kandırmanın olağanüstü alçaklığı akmazdı damarlarında.
En azından insan olarak kalabilirlerdi.

Şeytani bir mantıkla hâlâ yaptıklarını meşru görmek istiyorlar.
Hâlâ.
Kendileri dışında bütün inanışlar hatalı. Tek doğru zat-ı alilerine ait.
Aynaların yalakalıklarına iman etmiş şizofren sürüsü.

Okkalı fetvaları gereğince sadece ALES’te değil son 15-20 yıldır bütün sınavlarda “kuşa bak” oynamışlar bizlerle.
Kuşa bakmışız. Bakışları daha kuşta kalanlarımız var. Çok aptallar büyümüş tarlalarımızda. Çok körler…

Kariyer.
Makam.
Mevki.
Kilit nokta.
Sinsilik.
Utanmazlık.
Salya sümük.
Kahpelik.

Fetvalarınca münasip oluvermiş…

Ne kadar masumlar: “Hocaefendi bana takke, tespih hediye etti. Bylock, Tango yükleyin ama yakalanmamak için komşunun Wi-Fi’sinden indirin.” demiş/miş.
Sizi adam bilen komşunuzu da alın ihanet dairenize. Nasıl olsa emir bu şekilde ve emredenler “en iyi bilen”lerdir. Kuyruğu kurtarmaya bakın. Komşunuz mu, tepeleyin geçin. Vatanınız mı satın, yiyin. Alçaklar değil misiniz? Yakışır size.

Hâlâ şu beyinsizlik makamındasınız:

17 Aralık operasyonunda görevli olduğumdan dolayı 8.12.2015 günü gözaltına alındım. O sabah namazdan sonra hanım kahvaltı hazırladı. Kahvaltı yaptıktan sonra kapının zili çaldı. Beklenen bir durumdu, kapıyı açtığımda polisler gelmişti. Şubeye gitmemiz gerektiğini söylediler. Hazırlandım. Çocuk uyuduğu için uyandırmadan öptüm. Hanımla vedalaşırken bana, ‘Seni Rabbime emanet ediyorum. Ondan geri istiyorum’ dedi. Rahat bir şekilde kapıdan çıkarken ben de Allah’a emanet olun dedim. Beni alarak İstanbul’a götürdüler. Gözaltında olduğumuz son gece hiç uyumadık. Geceyi namaz ve dua ile geçirdik. Özellikle muhterem hocamıza bol bol dua ettim. Sabahleyin savcılığa sevk olduk ve arkadaşlarla serbest kaldık. Rabbim emanetini geri gönderdi. Ben yokken eşim yatak odasında hiç uyumamış. Oturma odasında uyurken uyku ile uyanıklık arası kapının açıldığını duymuş. Baktığında hocamızın başında beyaz takkesi ve üzerinde kol ağızları işlemeli olan cübbesiyle evimizin içerisinde dolaşmış. Hanıma baktıktan sonra yatak odasına doğru gittiğini görünce hanım uyanık bir şekilde ayağa kalkarak hocamızın gittiği istikamete bakıyor. Ama göremiyor. O esnada sabah ezanı okumaya başlıyor. Biz hocamızın ağzından çıkan her heceden emindik. Allah’a şükürler olsun ki hocamız da bizden eminmiş ve evimizi denetlemeye gelmiş. Abilerim Rabbim bizlerle beraber inşaallah. Bunu gözaltındayken daha iyi anladım. Ne olur duaya devam edelim.” (Gazetelerden)

Hâlâ alçakça oynuyorsunuz oyununuzu:

Bugün cezaevindeki arkadaşları ziyaret ettik. Çok iyi oldu. Hepsinin çok selam ve duaları var. Hepsi çok iyiler. Biz burada çok iyiyiz diyorlar. Hepsi bize çok moral verdi. İrade ve motivasyonları üst seviyedeydi. En çok da Özer abi, ben burada olduğuma çok memnunum diye altına basarak söyledi.

Recep abi ‘Ravzada Kabe’de namaz kıldım, ama burada kıldığım namazın lezzeti farklı’ diyor. Bir de, Muaz abinin hacet namazı sonrası, hacet duasının sonunda, M. abimiz iyice ellerini açmış medet ya Resulallah, medet ya Habiballah diye yalvarırken, koğuşun kapısı açılıyor. Pat diye kapının sesi geliyor. O ortamdaki herkes fahri kainat efendimizi (S.A.S) görüyor. Efendimiz (S.A.S) teşrif ediyor. Ziyarete giden abimizin tespiti, benim arkadaşlarla ilgili genel tespit şu; bunu onlara da söyledim. Bu arkadaşlar beden ile mahkum ancak maşallah ruhları son derece ve hepimizden özgür. Bizim ise belki bedenlerimiz dışında ancak ruhumuz mahkum gibi.” (Gazetelerden)

Allah Resulünü kamyona bindirenlerden ne beklenir ki başka. Akıllarınız bu kadar kıt, inançlarınız bu kadar zırva, algınız bu kadar dar… Şeytani vesveseleri, şeytanın uşaklarını, şeytanlaşan beyninizi “bir halt” zannedecek kadar öküzleşmişsiniz. Hocanızın idrar kokan donunu atletini mübarek kılacak kadar dangalaksınız. Abileriniz taharet bezi yapmış sizi, algılayamıyorsunuz. Böylesi marvalara elbet inanırsınız. Elbet kanarsınız.

Allah kahretsin sizi.
Beyinsizler topluluğu.
Haramzadeler.
Din elbisesi dahi bu kadar kiri saklayamaz. Bütün fetvalarınızdan yayılan kokuları duymamak için vücudunuzdaki bütün delikleri tıkasanız da yok edemeyeceğinizi bilemeyecek kadar basiretsiz ve alçaksınız.

Aklınızca erişebildiğiniz her yerde olabilirsiniz.
Belki daha yüzde biriniz deşifre olmuştur. Olanca günahlarınızla bukalemun olmaya devam ediyor olabilirsiniz. Plan üstüne plan kuruyor, hesap üstüne hesap yapıyorsunuzdur. Beklenir sizden.
Lakin;
Bu günah sizi boğacak.
Bu utanç zonklayarak akacak damarlarınızdan.

Birbirinizi teselli etmek için ne kadar zırvalar uydursanız da kaçınılmaz son yakalarınızda.
Fitnesiniz.
Kölelersiniz.
“Kur’ansız ve Peygambersiz İslam” ihanetinin soytarılarısınız.
İslamı dönüştürme projesinin veled-i zinalarısınız.
İplerinizi takip edebilme yeteneğiniz olsa işin başındakileri görebilirdiniz ve fakat o kadar kör, o kadar maval mahkumu, o kadar dünyadan bîhabersiniz ki sizden ancak HAİN olurmuş, bunu becerdiniz.

Takıyyenist alçaklarsınız.

, ,

Yorum Yaz