Taş Güzellemesi – III

Per, Tem 6, 2017

Kendi

Yunus der ki gör takdirin işleri
Dökülmüştür kirpikleri kaşları
Başları ucunda hece taşları
Ne söylerler ne bir haber verirler

Rivayet odur ki Yahya Kemal Beyatlı’ya yakın bir dostu, “Üstadım İstanbul’un nüfusu ne kadardır?” diye sorar. Yahya Kemal oldukça yüksek bir sayı söyledikten sonra sualin sahibi, “Üstadım şu anki nüfusunu sordum, yanlış anladınız herhalde.” deyince Yahya Kemal o ünlü cevabını verir: “Biz ölülerimizle birlikte yaşarız.

Bu anekdot şu alıntıyla daha anlamlı sanırım:

Baudrillard, “Simgesel Değiş Tokuş ve Ölüm” adlı kitabında ölülerin zaman içerisinde, köy ve kent merkezlerinin sıcaklığını yansıtan ve insanların bir araya toplanmak için de kullandıkları mezarlıklardan alınarak “dış”a doğru atıldıklarına dikkat çeker ve “yeni kentler ya da çağdaş metropollerde gerek fiziksel mekan gerekse zihinsel mekan anlamında ölüler için öngörülen hiçbir şey”in olmadığını söyler.

Oysa 19. yüzyılda İstanbul’u ziyaret eden bir seyyah, “İnsan, gözü mezarlıklara ilişmeden bir şehre ne girebilir, ne de çıkabilir” demekten kendisini alamaz.

Taşa ruh katmış bir medeniyetin ölü ve diri ayrımı bu kadar basit değildir. Biz ölülerimizle yaşarız. Ölülerimiz dualarımızda, hatıralarımızda, şiirlerimizde, neredeyse bütün güzel sanatlarımızda ve mezar taşlarımızdadır. Taşların da dili vardır. Taşlar da konuşur sözlü sözsüz, yazılı yazısız…

Taşa kulak vermek uzun zamandır ihmal ettiğimiz bir sıla-ı rahimdir. Çünkü mezar taşlarında görünen, bizim okuduğumuz sadece taşa hakkedilmiş yazılardan ibaret değil. Muazzam sembol ve imgelerle örülü bir medeniyet dünyasının renkli yansımalarıdır. Her bir mezar taşı ciltler dolusu kelamın hasılasıdır.

Yine Yahya Kemal’e kulak vermek gerekse Üstad, “Hiç bir şiir bir mezar taşı kadar milli olamaz. Çünkü onda el emeği, göz nuru, sanat vardır ve onlar bize bizi anlatır.” buyurur. Edebiyatçılarımızdan rahmetli Nihad Sami Banarlı bu gerçeği şöyle ifade eder: “Eğer bir medeniyetin ihtişamını hâlâ görmek istiyorsanız, Eyüp Sultan mezarlıklarına ve mezar taşlarına bir göz atınız.” Süheyl Ünver Hocamız ise “Mezar taşlarını sevmek medeniyeti sevmektir” diyerek inadına göz ardı ettiğimiz hakikati neredeyse gözümüze sokmaktadırlar.

Mezar taşının kendisi kadar taşta yazanlar da “huu” demektedir.

Merhametsiz kalpleri sana benzetirler,
Sana dilsiz, sana ruhsuz dediler.
Hâlbuki senindir değirmendeki beste,
Seninle şekil verir ruhuna heykeltıraş.
Sana yanılır dert, sana vurulur baş.
Milyonlarca insanın, milyonlarca sene taptığı taş…
Sütunlarla kemerler, kubbeler senden yapılır.
Senden yapılır Allah’a uzanan merdivenler
Ve Namaz vakti Müslümanlara senden haykırılır.
Günahkâr insanı Allah taş edermiş.
Görmedim ama inanırım.
Hatta bir gün gelecek, gökten yağacaksın sanırım.
Taşlardır beka, taşlardır ebediyet…
Taştan başka tarihe ne bırakmış ki Medeniyet!
Bir gün uzanırsın boylu boyunca Musalla Taşına,
Yine bir taş dikerler başucuna.
Taşlar insanoğluna bekâ…
Üstünde bir tarih
Fatiha
Ve huvel baki…

Ya da

Saîd-i Mevlevî döne döne azm etti ukbâya
Bulunmazdı nazîriâh kim dergâh-ı dünyâda
Nedîm olmuştu evvel sânîsi yok yektâ-edâ çok yıl
Liyâkatle üçüncü Şeh Selim-i dâd-mu’tâda
Hele cennet-mekân MahmûdHân’a bulduğu mazmun
Lâtîfe söylerim zanneyleme gelmezdi ta’dada
Usûleâşina neyzendi tebdîl-i makâmetdi
Sezâ hicriyle nây-ı ehl-i mutrıb gelse feryâda
Azîzmu’tekid hem müntesib bir pîr idi merhum
Şefî-i cürmü olsun Hak erenler rûz-ı ferdâda
Güher-pâşmünâcât evvel yazıp târîhiniSafvet
Saîd olsun musâhib Hazret-i Molla’ya Me’vâ’da
1272 fî 27 Ca (Cemaziyelevvel) 4 Şubat 1856

Ne güzel duadır bu ki inşallah makbul ola:
“Bize bir Fatiha ihsan eden bulur cenneti.”

,

Yorum Yaz