Tenkîd’e Düştünüz; Savulun

Sal, Haz 15, 2010

Kuyu

Edebiyatta tenkid ve edebi tenkid iki sarp kale gibi duruyor önümüzde. Doğulu olmaklığımızdan belki Recaizade, Muallim Naci, Namık Kemal gibi yazar ve şairlerle birlikte tür olarak ilk defa tanıştığımız Tanzimat döneminden beri aynı tandır etrafında oturamamışız “münekkid“lerle.

Sıtkımız dar. Bu bir. “Yazdım mı âlâsını yazarım” diye yola koyulmuşuz; kıytırık bir hüdayi nabit’in dediklerini mi kaale alacağız? Hele geç git Allah’ını seversen…

İki. Bel altına vurma. Her alanda alışkınız nitekim. Müdahale bel altına geliyor, alçaklık ve hatta hıyanet mevzû bahis. Yerim senin eleştirini’ye kayıyor dünya.

Üç. Kulüpçülük. Metinden ziyade “bizden” mantığı eleştirinin dinamitli halini teşkil ediyor.

Çare? “Çare kulda değil sende Allah’ım” nakaratı ile takılmadan, hatta umarsız ve dik; ukela ve belki biraz ser-seri yürüyüştür. Uzağa, yeni bir nesle, yani yıldızlara gönderilen mektup değil mi her bir yazı? Şişeleyin o zaman. Sıtkınızı geniş tutun. Mümkünse!…

, ,

Yorum Yaz