Türk’ün Kabaran Ayranı: Nef’i

Pts, Mar 28, 2011

Okurken

Edebiyatımızda şiirini övgü ve yergiye adamış bir şairin “Tûti – i mu’cize-gûyem…” demesi çok da şaşılası bir durum değil. Şair, orta yol tutturamayan birisidir ve Nef’i alt ve üst, iç ve dış ne kadar sınır varsa oralada gezinen bir şairdir.

Virürüm dosta bir harf ile tevkî-i kabûl
İderüm düşmanı bir nokta ile şöhret-i âm

(Dostu, bir harf ile kabul fermanına ulaşmışçasına yüceltir, düşmanı ise bir nokta ile halkın diline düşürürüm.)

Buyrun. Ne dersiniz? Yapar mı yapar mazaallah… Dil değil virtüöz. Öfke değil umman ateşi. Yürek değil, som istila ve isyan…

İsmail Ünver Hoca övmede olduğu kadar övünmede de “usta” olan Nef’i için şöyle diyor:

Ölçü ve sınır tanımayan övünmelerini, onun aşırılığa yatkın, kabına sığmayan yaratılışı ve kendisine duyduğu sonsuz güvenle açıklayabiliriz.

Bir beytinde (günümüz Türkçesi ile – keşke herkes “tercüme” değil de günümüz Türkçesi dese; çünkü mezkur şiir Nef’i’nin Türkçe Divanı’ndadır) “Düzgün şiir söylemeyi gönül alan üslubu cihana ben öğrettim, boş söz söylemiyorum, zamanın şairlerine meydan okuyorum.

Türk’ün Kabaran Ayranı diye niteliyor Yahya Kemal Nef’i’yi… Dilimizden düşmeyen beste ve güfte hakiki sanatkarlar elinden çıkınca asırlar geçse de varlığını devam ettiriyor:

Bir ara “Olmaz ilac sine-i sad pareme / Çare bulunmaz bilirim yâreme” deyü her ne derdimiz var ise oturup ağlaşsak sonra “Bahar erdi yine düşdi letafet gülistan üzre / Yine oldı zeminün lutfi galib asuman üzre” diye cünun vakti bahara taşsak dar yüreklerden.

Yine de öfkeyi elden bırakmadan şairimiz babası için yazdığı mısralara kulak vermeyi ihmal etmemeliyiz her daim:

“Saadet ile nedim olalı peder Han’a
Ne mercimek görür oldu gözüm ne tarhana
Peder değil bu bela-yı siyahdur başa
Sözüm yirinde nola güç gelür ise Han’a
Benim züğürtlük ile ellerüm taş altında
Muzahrafatın o dürr ü güher satar Han’a”

(Özetle, “Babam saadetle Kırım Hanı’na nedim olalı gözüm ne mercimek ne tarhana görür oldu. Baba değil bu başımın kara belasıdır. Sözüm Han’ı gücendirse bile yerinde sözdür. Ben yoksulluğun sıkıntısını çekerken, babam saçma sapan şiirlerini inciymiş, mücevhermiş gibi Han’a satmaktadır”)

Allah’tan Gürcü Mehmet Paşa’nın yerinde değiliz de Nef’i’nin dilinden beriyiz:

“Zihi husran-ı din ü devlet ü neng-i müsülmani
K’ola bir div-i hünsa malik-i mülk-i Süleymani
Gürcü hınzıri a samsun-ı mu’azzam a köpek
Kanda sen kanda nigehbani-i âlem a köpek”

(Tevbe, tevbe: “Erkek mi kadın mı olduğu belirsiz bir şeytan Süleyman’ın mührüne sahip olsun. Din ve Müslümanlık açısından bu ne büyük acıdır. Gürcü domuzu, a koca zağar köpek… Sen kimsin, ülkeyi yönetmek kimdir”)

Ey, rivayettir amma bu dilin başa belalığı mübarek gövdeden kellenin ayrılığıdır ki şair de münasip gördü desek sezâdır.

Yorum Yaz