Üç Numara

Çar, Tem 28, 2010

Şehrin İnsanı

Sanki gök devriliyor gök üstüne.
Göğe devriliyorum. Yanma seansları.
Eyyam-ı Buhur ola ki yanıyorum” deyip iniyorum düze. Çok mecbur kalmadıkça şehri şereflendirmiyorum. Herkes kendi yoluna diyeli çok oldu şehirle. Uzayan yollar, tek ü tenha alıç ve komşulara on beş kanat uçumu bir mekanda senelerdir eğleşirken şehir alçak, şehir hain, şehir fırsatçı bize durmadan evler, binalar gönderiyor, alenen haneye tecavüz ediyor. Şehre kin büyüyor gözlerimde. Şehir üzerime abanıyor. Sanıyorum bu barbarlık bir gün bitecek; sanıyorum mağlubiyet ile şehrin yüzüne tüküreceğim. Sanıyorum…

Şehir, bir bozuk para kadar, bir uzayan tırnak kadar üzerimde iken ben sanmakla savruluyorum.

Şehri bir yana bırakarak gökyüzünden bir bulut çekip alıyorum. Çocuk yüzlü bir çocuk. Sanki ben.

Bulut yüzümde şehirle arama bir dağ koydum. Sonra şehre ve sıcağa tuzlu ayran kabilinden sırıttım. Onlar da bana sırıttı. Sırıtarak gittim ve aynada karşılaştığım adamla resmiyeti biraz olsun kaldırıp muzipleşmek için saçlarımı dört numaraya vurdurdum. Çocukken, sadece ilkokul değil kastım lise dahildir biline, saçlarımız hep üç numara traş edilirdi. Yumurta gibi ortaya çıkan kafalarımıza büyüklerimiz kallavi bir tokat yapıştırır ve “hah, adama dönmüşsün” bercestesini salıverirdi. Biraz canımız yanar, biraz giden saçlarımıza öfkelenir ve hep biraz sesimiz çıkmayıp acımızı yutkunurduk. Sanki saçımız büyüse biz de hemen büyüyeceğiz. uzun saçlarla hava atacağız sokağımızın nazeninine, kısa saçlı arkadaşlara yukarıdan bakacağız, rüzgar az da olsa eğleşecek saçlarımızda. Biraz.
Birazlarla büyümek hoş görülürdü bizde.
Biraz ekmek yerdik.
Biraz yeni şeyler giyinirdik.
Biraz büyürdük büyüklerimiz yanında. Hepsi o kadar.
Bildiğim bir şey varsa büyüklerle aynı yer ve aynı gök altında yaşamak, büyümek kabiliyetinin sana layık görülmemesine yetiyor.
Hatta bildiğim bir şey daha varsa – Murat Menteş’in kulakları çınlasın – büyükler el ayak çekmedikçe, Allah gecinden versin, asla büyüyemiyorsun.
Sonra?..
İş işten geçiyor.

Berberin uzayıp giden sözlerine ve makasın ritmine dalıp gitmişken çocukluğum aklıma geldi, aynada çocuklaştım. Bir kez daha sırıttım. “Traş bana her zaman yakışır” dedim berberin konsantresi bozulmasın diye. “Bize kıl lazım abi” dedi berber, “teferruata bakmayız.
Sırıtmak berberi dahi mülayimleştirdi dedim aynadaki şahsa.
Ekledim.
Madem sıcak, madem yakışıyor, madem kıl gerek al bakalım “biraz” daha. Bayramlık ola.
– Ramazanı geçtik, kurbana dahi gelmez artık bu saç…
Ben yaza yaz demem kafalar üç numara olmadıkça.

, ,

Yorum Yaz