Uzak Çığlık

Çar, Ara 28, 2016

Dün'ler

Hayata erken başlamış küçük bir çocuktun. Gülmek manasına gelen mutluluğun ilk harfini, sevda kokulu bir bakıştan sonra tattın. Kimi kimsesi yok bilinirdin. Büyüdün, delikanlı oldun sonra. Milattan bu yana, ileri çıkışlarınla tanıdılar seni. İnsanların içine karışmamaya büyük özen gösterirdin. Düne dair bir korkun ve yarından beklentin yoktu. Hiç niyetin olmadığı halde bir adım önden yürüdün hep. Hoş, peşinden gelen kimse de yoktu. Sevgilinin gözlerine benzeyen denizlerin ve çıdam adını almış ormanların vardı. Yüksek sesle şarkılar söylemeyi sevmezdin. Arnavut kaldırımları kadar saçma gelirdi tribünde olmak. Gururun vardı. İsyanın vardı yaşadıklarına insanların. Henüz gün ışımadan, sabah namazından insanlar henüz çıkmadan, dilindeki mısralardan şair olduğunu anladın. Hava bir türlü ısınmıyor, zemherin uzadıkça uzuyordu. Saçların ve sakalın uzuyordu. Tv. Seyretmeyi sevmiyordun. Tebessümün ise lugatında yeri yoktu. Dünyanın en hüzünlü çocuğu diyordu sana sevmediklerin. Yirmi birinci yüzyıla namzet insanlarla aynı ülkede yaşamaktan sıkılıyor, aynı kelimelerle konuşmaktan utanıyordun.

Büyüdüğünü anladığın gün, hesapsız bir şekilde ağladın. İçinde de bir şeylerin büyüdüğünü hissediyordun. Yanıyordun. Yutkunuşlarla geçirdin kim bilir kaç baharı. Kaç mevsim kuru yapraklar döküldü söğütlerinden. Her bir yaprağa mısra –ı bercesteler yazıp emanet ettin bahara. Senden başka okuyan hiç olmadı. En son uykuya varanlar ve en erken uyananlar ilk seni gördüler karşılarında. Uzaktan gelen bekçi seslerini susarak cevapladın. Geceler ne çabuk bitiyordu?

Önemli kararlar almış insanlar gibi fırladın susuşlarından. “İnsanlar” diyecek oldun, sesin çıkmadı. Seslenmeyi unutmuştun. Dost olayım dedin insanlara, beceremedin. Seyircisiz oynuyordun bütün oyunlarını. Sahneden de kovdular bir gün.

Seni bir adaya sürgün etti, ellerinde ağır silahlar ve bakışlarında acıma duygusu taşıyan insanlar.

Büyüyordun. Belki istemiyordun ama büyüyordun. Kader, hep tercihe sevk etti seni. İki yol açtılar önüne. Ve sen, daima az kullanılmış olanın tercih ettin. Başka ayak izine tahammülün yoktu. Tıpkı gece gibi ıssızdı yollar.

Hiç beklenmedik bir günde, bütün varlığın üç – beş kitabı köşebaşına bırakarak gittin. Çöp arabalarına attılar kitaplarını. İnsanlar, senin gibi birinden kurtuldukları için Allah’a şükrettiler. Sen, çıktığın tepe başlarından ilk kez gülüyordun. Sessizce gülüyordun…

Yorum Yaz