Uzun, çok uzun bir yürüyüşe çıkmakmış hayat

Sal, Eki 13, 2009

Yalnız Ölümler

Sessiz bir gürültüyle düşüyor yaprak.
Yaprak, bağrında taşıdığı ölümle düşüyor.
Ölüm yaprakla düşüyor yere; toprakla vuslat başlıyor.
Yaşlı adam, toprakla yaprağın ölümcül vuslatını güzbeli ile nazarlardan saklıyor.
Toprak sesinden başka çıt yok.

Yaşlı adama doğru yürüyorum.
Bir elmaya kurt giriyor; bir kuş ölüyor; bir adam…
Yüz hatları şimdi daha belirgin. Bükük belinden derin çizgilerle oyulmuş simasına; bembeyaz saçlarından titreyen dizlerine bakarak yetmişin sonlarında diye düşünüyorum.
Boynunda seneler öncesinden kaldığı anlaşılan ameliyat izi.
Yüreğinde hangi izler? Kim bilir…

Selam veriyorum. Dünyaları veriyorum. Esenlikle dua arasında, huzurla iman arasında, aşkla elem arasında, sabırla imtiham arasında…
Selam diyorum.
Bütün yorgunluğunu elindeki küreğe bırakarak alıyor selamımı.
Selamla daha bir güzel gülüyor.
Mütebessim çehresinden yayılan sıcaklık alnına değiyor.
O tebessüm ettikçe ben huzura gark oluyorum. Huzur doluyorum. Mutlu oluyorum.
Sanıyorum gökler başta her şey, herkes mutlu oluyor.
Umuyorum.
Ümidi bir giz gibi taşıyorum kalbimde.

“Dede” diyorum; “Allah yâr ve yardımcın olsun”
Biraz daha mütebessim. Küreği saplayıp toprağa bir taş üzerine çöküyor.
Karşısına çöküyorum.
“Amin” diyor. “Ecmain”i ekliyor.

Kuşlara bir nazar atıp toprağa diz veriyorum.
Elime bir diken batıyor.
Gözlerime mezar taşı.
“Amin” diyor mezar taşı.

Uzun, çok uzun bir yürüyüşe çıkmakmış hayat.
Yani o kadar kısa.

, ,

Yorum Yaz