Yağmur gibi

Pts, Nis 25, 2011

Gelişi Güzel

Uzun yağmur şiirleri düşüyor dünyaya, merhaba demiş goncanın üstüne.
Merhaba diyor ürkek gonca sıyrıldığı yaprağın koltuğu altından. Yağmuru nimet biliyor dal, yüreğini açıyor yaprak, merhaba diyor gonca. Yağmur altında kulağımı uzatıp goncanın merhabasına dair alfabeler düşlerken elmanın patlayan gözü, hey hey de hey hey nidaları eşliğinde sökün kuşlarına nazire kılıyor, sahne alıyor, boy gösteriyor. Tıpkı bir zamanlar evlerin yolu gözlenen ziyaretçilerinden bohçacı kadınların bohçaları gibi çıkın gözler. Dört ucundan bağlanmış, dört sır düğümü.

Bohça merhaba dedi, duydum. Yağmur da duydu. Serçenin çığırtkanı duydu. Bir ben duydum sanırken bir bulut güldü de geçti.

Ertesi gün gece yürüyüşüne eşlik edememenin hüznüyle bohçanın karşısında ictimaya koştum. Ah evet, ağır hareketlerle yürür sanışlarım yine aldanış haznesine düştü. Bohça açılmış, emanet güne merhaba diyordu. Bir arı yoklayıp geçti, bir yere not etti, bir kaç gün sonrasına kayıt düştü çiçeği. Çiçek utandı, nazla güldü, ben bile şahit oldum buna. Yağmur yere ayağını vurdukça cemrelerden beri toprak bir hoş, nebatat hoş, güneş hepsinden hoş. Ne hoş.

Bugündü. Penceresinde yakaladım elma çiçeğini. Düne ram mahcupluğu yoktu üzerinde. Bir türkü dahi söylüyordu diyebilirim. Gülendam diyordu sanki. Kıpkırmızı. Yüreğinden öptüm. Mislerce koktu. Dur daha yeni başladı serüven dedi, dahası var. Yarını var. Kısmetse.
Kısmetse dedim.

Uzun yağmurlarla yürüyor gövdeler.
Gümbür gümbür.
O kadar hızlılar ki göze durağan bir efsun ile bakış atıp yağmur oluyorlar, güneş soluyorlar, dal çiçek kokuyorlar.
Yağmur gibi durup bakmak gerekiyor tomurcuğun vuslat aşkına.
Hem göğe hem yere bakma zamanlarında.
Yağmur gibi.

Yorum Yaz