Yâr Mektupları – III

Cts, Nis 5, 2008

Kara Kalem Yazıları

Kendimi siyah beyaz bir filmde seyrettim. Sinema perdelerine sığmıyor, rolden role giriyordum. Baş kahramanlar ikimizdik. Dünyanın en güzel mekanlarında el ele, yürek yüreğe dolaşıyorduk. Milyonlarca metrelik filmler kullanılıyordu. Aşkımı yine de anlatamadı. Film koptu.

Bir parçam olacaksın Sevgili. Bakışlarım gibi, yüreğim gibi. Ülkelerden gelip ülkelere gideceğiz. Kelimeler, kıymetini bizle anlayacak. Bizle var olduğunu bilecek baharlar. Hayalle kopardım bağlarımı. Leyla’dan, Aslı’dan bana ne? Ben, sevgili denen bir hayatın kıyılarında, tatlı su pınarlarının başında senle bir beden dolaşmıyor muyum? Sen değil misin gözlerimin içinden akan? Sen değil misin, minik bir serçenin heyecanıyla yüreği inip kalkan? Canım değil misin? Sen, aşksın. Ben, uslanmak bilmeyen müridinim.

Ne diyor Sevgili, Osman Nevrez:

Halet-i aşkı kolay sanma ki aşık olanın
Bağrı kan, gönlü yanık, eşki revan olmalıdır

Her dostum biraz Brütüs idi. Çarmıhtaki vücuduma hakaret etmeyen, saldırmayan kalmadı. Bir sen oldun, dudaklarımın kanını gözyaşları ile temizleyen. Talihin kıskançlığı karşıma ne Şems’i çıkardı ne Spartaküs’ü. Mevlana’nın ney’i şikayeti benden çaldı, tevekkülü yine benden. Saadeti, kapalı kapıları kırarak önüme atan sen değil miydin Sevgili? Sen değil misin dilime doladığım hüzzam şarkıları rast’a çeviren? Sen böyle yaparsın da şair yürekli ben duru muyum yâr?

Bir demür tagı delip boynuna almak gibidir
Her kişi aşık olurdu eger asan olsa

Ben bu dağı omuzlamış koşuyorum her gece sana doğru. Buyur eder misin beni, can kuşum, umudum, canım sevgilim…

Yorum Yaz