Yaşananlara Dair Gri Tereddütler

Sal, Şub 2, 2010

Şehir

Şehrin üzerine çöken kış, ufku daraltmaktadır. Binlerce yıldır yaşadığı topraklara ihanet etmemiş insanlar, aynı saf, aynı masum duygularla gözlerini ufka çevirmiş, adını tam olarak koyamadığı, fakat eksikliğini hissettiği “şeyi” beklemektedir. Ufuktan gelecek. Herkes, günün bir saati, gayri iradî de olsa ufku, sabırla, metanetle gözlemektedir. Lâkin şehrin üzeri koyu, kalın, gri bir sis tabakası ile kaplı. En büyük endişe, Ramazan hilâlinin bulutlu bir akşam görülememesi gibi, tereddüttür. Halbuki umulan, beklenen, gelmesiyle neşe ve huzur getirecek olan “muştu” birazcık ötede bütün haşmeti, bütün güzelliği ile arzı endam eylemiş, bekleyenleri beklemektedir. Şehrin dışına çıkmaya kimsenin cesareti kalmamış belki de takatsiz bırakılmıştır.

Yaşanılan coğrafya. Yaşatılan güzel ülke.

Bir dokun bin ah işit. Herkes mustarip. Herkesin şikâyet edeceği kabarık çetelesi mevcut. Kimi medâr – ı mâişet derdinden, kimi siyasî ya da sâir etkenlerden şâkî olabilmektedir. Esasında temel noksanlıklar, temel çözümlerle bertaraf edilebilecek durumda. Sanki bu sis perdesi, çetelemizin kabarık maddeleri, hâl edilmek istenmiyor. Sanki bu mevcut durum ve getirdiği şartlar, bazı insanlar tarafından, bir oksijen çadırı, sunî bir yaşam alanı olarak değerlendiriliyor. Karanlık ve karmaşa ve kir ve çamur…. Böylesi bir ortamda, dünyanın zahirî veya bâtınî bilumum güzellikleri, bir başka ifade ile diğer yüzü; insanımızdan, dikkat ve aşırı titizlikle kopartılıyor, reddediliyor. Sisin ötesini düşleyen, orada olmayı murad eden ve dünyaya, bakılması gereken zaviyeden bakanlar, bakabilenler ilginç, ilginç olduğu kadar alçakça, kalleşçe yaftalanarak iftiralanıyor, geniş kitlelere kötü, yasadışı ya da anayasaya aykırı diye takdim ediliyor.

Hafızası olmayan bir millet, fî tarihinde yürek yüreğe yaşadığı gün ışığını artık tamamen inkâr edebilmekte, kendisine o ışığı, o nuru hatırlatan her şeye ve herkese düşman olabilmektedir. Gayrı murad hâsıl olmuştur. Adaletten beri gücü ele geçirenler, istedikleri icraatları rahatça uygulayabilecek, karanlık düşünceler ve kara gözlerle, kara kararlar alabileceklerdir. Alt yapısını oluşturdukları düzenlerinin hükümrânı olarak kanını emmeye başlayacaktır insanların. Halka karşı halk. Halkı, halka rağmen kurtarmak…

Yine de “gerçek” olduğu gibi, bir yerlerde, kendini bekleyenleri beklemektedir. Ulaşmak için kıpırdanışlar, gayretler yok değil. Kimi, kendini perdeleyen karanlık güçlerle uzlaşmak ve derin hoş görü çerçevesinde üzerine gelmesi muhtemel bir saldırıyı atlatmak düşüncesinde iken kimi daha renksiz, kokusuz veya sert, uzlaşmasız, kökten ya da siyasî metotlar benimsemektedir. Bütün bu kıpırdanışların da üzerinde gökyüzünü kaplayan sisin etkisi görülüyor. İnsanın en kolay yaptığı işlerden biri, başkasını ya da başkalarını suçlamaktır. Arka dönmek, yalnız bırakmak, bizim Üstadımızı, Hoca Efendimizi veya liderimizi benimsemiyor diye kendi iç dünyasını oluşturmak, asıl dünyadan da kopuş ve mevcut hiyerarşinin daha muhkem işlemesine vesile olmaktadır.

Şehrin üzerine çöken kış, ufku daraltmaktadır. Binlerce yıldır yaşadığı topraklara ihanet etmemiş insanlar, aynı saf, aynı masum duygularla gözlerini ufka çevirmiş, adını tam olarak koyamadığı, fakat eksikliğini hissettiği “şeyi” beklemektedir. Ufuktan gelecektir gelecek olan. Ama Mehdî’nin gelmesi gibi değil. Ama bizim uğraşlarımızla. Bizim aslımıza, özümüze dönmekle. Bizim sis perdesini kaldırmamızla.

Yine de “gerçek” olduğu gibi, bir yerlerde, kendini bekleyenleri beklemektedir bütün menfîliklere rağmen. Karanlıkta yaşayanları, gerçeği inkâr edip gerçekle savaşın tek yolu olarak benimseyenlerin asıl korkutan da bu ümîd değil midir? Muhakkak ki bütün hesapların üzerinde, bir de Allah’ın hesabı vardır.

, ,

Yorum Yaz