Yıldız’dan Beri

Pts, Oca 3, 2011

Kuyu

Yıldız’ın pencerelerinden bakan adam önce sürgüne, sonra öbür dünyaya gitti gitmesine lakin Fukuyama’nın  beyanı üzere ne tarihin sonu geldi ne sıkıntılarımızın. Hâlâ aynı  otlakta kalan atlarımız, meşrutiyet sloganları arasında kelle alıp kelle  vermenin ulusal mizahını kara gözleriyle seyirden kurtulamadılar.

Ahmet Mithat Efendi, el âlemin zıddına batıya bıyık büktü.  “Ey okuyucu” nidaları ile başlayıp nasihatlarla bitirdiği romanlarında  Akdeniz’den Atlas Okyanusu’na kadar köpek balıklarıyla kovaladı  Venediklileri. Cenevizlilerle muharebe şıkkı ise bizim gibi kot  pantolonlu, dağlı insanlara düştü. Nuh da dedik nebî de… Sonra gökten  üç elma düştü. Leyla ile Mecnun kapıştı ikisini. Bizim nasibimiz  enflasyon, ezilmişlik, şehrin varoşları, Orhan Gencebay ve Ferdi Tayfur  düştü. Gecemiz arabesk, gündüzümüz realite iklimleri arasında gitti  geldi. Maçlar kazandık; kendimizi adam zannettik. Şehirlerin iskânına  koştuk; medeni olduğumuz girdi rüyalarımıza. Çocuk masalları gibi  yaşadık vesselam: fantastik, sonları önceden belli, yavan, ama hoş, ama  sürükleyici. Sonra Cervantes hazretleri arz eyledi. Kosova’dan Rodos’a,  Nil kıyılarından Kafkaslara kadar biraz Orhan baba, biraz mehteran  bölüklerinin mızıka-yı hümayun sıfatları arasında yel değirmenlerine  saldırdık. Şehre yağmur yağdı. Logarlar tıkandı. Otomobiller  viyadüklerden aşağı uçtu. Bir günde yüzden fazla insan telef oldu  karayollarında. Olağandı netekim…

Kurtuluş Meşrutiyette idi. Sadrazam eyledik baskılar sonucu Şair Ziya  Paşa’yı. Namık Kemal biraz gücendi ise de onun gönlünü almak en kolayı  idi. Hariciye Nazırı ediverdik. Almanlar, müttefik kılındı. Bir kez daha  savaş, bir kez daha mağlubiyet… 93 harbi kadar kanlı oldu 3. Dünya  savaşı. Yine biz kırıldık, yine biz yetim kaldık. Ziya Paşa’nın vaziyeti  kurtarmak için yazdığı Terci-i bend ve Terkib-i bend de ilaç olmadı. Ne  yumuşak huylu atların çiftesi pekti artık ne altın semer vurduğumuz  eşekler eski eşekti.

Bir tek Ahmet Mithat vardı derdimizden anlayan. Gazetelerden devamlı takip ettik yazdığı romanları, hikâyeleri. Felatun Bey ile Rakım Efendi arasında  gidip gelen efkâr-ı umûmiye nihayet kararını, kuzu görünüşlü kurt olan  Felatun Bey’e tebdil eyledi. Film koptu. Senelerce süren aynı kareleri  yeniden izlemeye koyulduk, ilk kez seyrediyoruz edasıyla. Rakım Efendi,  bir köşede mahzun, taraftarsız âşiyânına sığındı.

Bizse bir hezimetin öyküsünü bir kez daha yazmak ve yaşamak zorunda kaldık. Yıldız’dan beri…

Yorum Yaz