Beyaz Çadır Beyaz Korku

Cts, Kas 12, 2011

Ya Sabır

Cuma’ya mucize olarak bakarım.
Ete kemiğe bürünmüş bir mu’cizedir cumalar benim için.
Ayrıca hakkında bir sûre indirilmiş ve şu ayetle dikkatlerimiz Cuma’ya çekilmiştir: “Ey iman edenler, Cuma günü namaz için nida olunduğu vakit hemen Al­lah’ın zikrine koşun ve alış-verişi bırakın. Bilirseniz bu, sizin için en hayırlı olandır.
Cuma, hayr ve berekettir.
Cuma, mü’minlerin bayramıdır.
Bayram bilip bayram gibi davranmak isterim; öyle bakarım Cuma’ya.
Cuma bizi sevsin diye dualar yollarım semaya.
Biz Cuma’yı sevelim, Cuma bizi sevsin.

Uzun zaman önce Cuma’nın mücessem bir yönünü daha fark etmişimdir. Belki yirmi beş, belki otuz sene oldu bu gözleme. Gözlem demek ne kadar doğrudur bu ayrı bir mesele. Şöyle ki:
Yerel takvimlerin işaret ettiği “sayılı günler”in başlangıç vakti ekseriya cumadır. Cuma sonrası karışır hava. Yağmursa yağmur, karsa kar… Günlerce esen rüzgar cuma birden sükunete erişir. Sıcağın eyyam-ı buhura meyli cuma ile başlar. Serinlik cumaya dökülür…

Ekseriya.

Dün cuma namazı sonrası yine göğe bakma duraklarında idim ki yüzüm yağmura taştı.
Sükun içerisinde yağdı yağmur, ıpıl ıpıl. Çörtenlerden yol buldu, toprağa gark oldu. Akşamla bir yağmur, kar oluverdi. Kar gibi yağdı. Kış yüreğiyle yağmur beyaz ve acı, soğuk ve ıslak, hüzün ve endişe tanelerine tebdil ola ola yağdı. Sis koştu geldi bu heyecana. Beyaz bütün tonuyla beyazdı artık.

Hülasası kardı.
Bildiğimiz soğukla sırdaş ve biraz erken davranmış bir kar…
Ne “Kardır yağan üstümüze geceden” mısraına kapıldım ne “Bir beyaz lerze…” hurufatına. Kar yağdıkça, üşüdüm. Kar bana değil Van’a, Erciş’e yağıyordu. Kar, bir dam altına sığınan ümide değil yerin sesine kulak kesilmiş çocuk yüreklerin çadırına yağıyordu. İlk kez, perdelerin gerisindeki muhteşem kar için güm güm atmadı yüreğim. İlk kez, kar yağmasın istedim. Kış uzak ara versin, susup geçsin diledim. Kar yağmadan da gece vakti uyandıralım dostları dedim. Kar duymadı beni. Enkaz altında kalanlar duymadı. Azra bebek duymadı. Dr. Atsushi Miyazaki duymadı.

“Rabbim” dedim, “kar bize, kış bize, ocaklarımızdan dışa…”
“Bir çadır ne kadar sıcak olabilir ki Rabbim?”
“Rabbim, üşüyen yürekleri ısıt, merhametinle donat onları.”
“Ellerini bırakma Rabbim, ellerimizi.”

Cuma idi.
Kar idi.
Soğuk idi.

, ,

Yorum Yaz