Gelişi Güzeller – 4

Cts, Oca 15, 2011

Gelişi Güzel

16.
Gaib kelimesini belki en çok Necip Fazıl dile getirdi. “Gaiblerden bir ses geldi bu adam…” mısraıyla başlayan meşhur Senfoni (Çile) şiiri, ilk akla gelenden. Gayb: bilinmeyen, görünmeyen. Sonra mavera. Öteler, ötelerin ötesi. İnsanın gayba imanı şart. Bunun eksikliğini hissediyoruz maddileşen hayatımızda. Nedir gayb? Mehmet Doğan şöyle açıklamış:

Gayb: (A.İ) 1. Göz önünde olmayan, alâmet ve emmâre ile bilinmeyen, hakkında delil bulunmayan, gizli olan. 2. His ve aklın ötesinde kalan, insan tarafından kavranamayan 3. Mânevî âlem

Mâverâ ise, 1. Bir şeyin ötesinde, arkasında, gerisinde olan, öte. 2. Görülen, yaşanan âlemin ötesi. (Büyük Türkçe Sözlük, Rehber Yayınları)

Hayatımızdan gaybı çıkartmakla, kendi cezâî hükmümüzü imzalamış bulunuyoruz. Cenabı-ı Allah ile birlikte şu üç varlığı içine alır ki bunları bilmekliğimiz farzdır: Ruh, melek, cin. Bu üçünün mürekkebi insanda mevcut. Farkına varılabilirse. Nefsin zıddı ruhtur ki bize, onun hakkında çok az bilgi verilmiştir. İnsanı iyiye, hayra çağırdığı, ölüm halinde bedenden ayrıldığı, Elestü birabbiküm ile iman ettiği, ettiğimiz bilinmektedir ki buna da iman gerekir.

Melekler, Allah’ın günahsız mahlukâtıdır ve insan, melekten üstün olabilir nefsini arındırıp nefsine rağmen. İmanın şartındandır zaten meleklere inanmak; Cibril’e, Azrail’e, Mikail’e İsrafil’e, Münkir ile Nekir’e, Kiramen Katibin’e ve diğerlerine…

Cinlerin de tıpkı insanlar gibi olduğu, inanan ve inanmayan cinlerin mevcudiyeti, tuvaletten besmelesiz yiyeceğe kadar hayatımızda faal oldukları biliniyor. Ve hikmeti nedendir cini, cinci hocalar; meleği, melek gibi kız; ruhu, ruhsuzlar vs. gibi alelade yerlerde ve manasından öte kullanıyoruz.

Beş duyunun ötesi mutlak vardır ve bunu idrak için mucize filan aradığım yok. Bütün kaygı, manevi dünyamız da giderek maddileşmektedir ve bunun zaferi, insanın ebedi mağlubiyetinin olmasındandır. İki omuz başındaki varlığı unutması insanın, kendini unutmasıdır. Yarınlarını, hesabı, Ahireti… Bizi, 20. asırda, ayakta tutacak tutamaklardan belki en önemlilerindendir gaybı, gündelik hayatımızda olanca varlığı ile yaşatmak ve farkına varmak. Şairin buyurduğu gibi:

omuz başını denetleyen defterlerden
yalnız sağdaki kalsın
kalem yazsın, yazsın…

17.
Evhamlarla dolu ilginç bir varlık insanoğlu. Melek olmak için âbid; şeytan olmak için âsi. İkisi arası olmak için: insan.

Teferruatlarla doluyuz. Hiçbir işe yaramayan, saçma teferruatlar. Belki hayatın kendisi teferruatlar. Yoğun bir iş gününün akşamı, harab ve bîtâb, düşeriz eve. Yemekten sonra televizyonun karşısında geçirilen birkaç saat, dinlenmenin aksine, yorgunluğumuza yorgunluk katar. Uykumuz gelir ve yatak. Aslında uyku da bir yorgunluk. Çoğunluk, uyku değil, saat sendromu ve yorgunluk taşır yatağa bizi. Deliksiz uyku. Sabah sil baştan. Süregelen aynı koşuşturmaca.

Gölgesiz bir dünyada yaşıyoruz. Odamızı, florasanlar aydınlatıyor. Özelliği, gölgeleri dahi minimuma indirmesi. Gece, sokaklarımız ışıl ışıl. İş yorgunluğundan sokakları da unutur olduk ya! Karanlık eşittir korku. Korku ise imandan bir şube. Korkuyu bilmeyen insan, hangi duygularla Allah’tan korkacak? Ve elbet sevmeyen?

Vazife: Tabiatı keşif. İnsan, kendini bulmalı. Kendini bulan ise, Allah’ı. Önce parke taşlı yollarda, sonra asfalt ve betonarme gölgeler arasında kaybolduk. “Gül Yetiştiren Adam” olmak için tabiat. Kur’an’ın mesellerini anlayabilmek için tabiat…